SİPARİŞ TAKİBİ | ÜYELİK BİLGİLERİM | YARDIM | İLETİŞİM
  








Yükleniyor...

20 Şubat 2017 Pazartesi

ÜYE GİRİŞİ
Hakkımızda

YAYINEVİMİZİN TARİHÇESİ

Evrensel Basım Yayın, 1988 yılında, büyük bir Think tank mekanı olarak görülebilecek, fikri hayatın dinamiklerinin orada geliştiği, kamuoyunun oradan şekillendirildiği, basının ve yayıncıların geleneksel mekanı Babı Ali'de doğdu. Aslında o zamanlar, bugünkü kadar büyük sermayelere dayanmayan Babı Ali basını ve yayıncılığı, basın sermayesinin tekel ve banka sermayesiyle birleşmesinden sonraki tarihsel miadını yavaş yavaş doldurmak üzereydi. Sonraki on yıl içinde, isminde büyülü bir hale bulunduran Babı Ali, nüfuzunu ve etkisini İkitelli plazalarının renksizliğine devretmek zorunda kalacaktı. Evrensel Basım Yayın böyle bir değişim sürecinin eşiğinde Cağaloğlu'nda Valilik binasının karşısındaki Ankara İşhanı'nın, kiralık küçücük bir odasında yayın hayatına katıldı. Aslında bu değişim sadece sermaye ilişkilerinde olmamıştı, aynı zamanda Türkiye bir başka açıdan da yeni bir değişim sürecine girmişti. Ve yayınevimizin varlık nedenini bu süreç belirliyordu.

Toplam nüfusun önemli bir yüzdesini, dolayısıyla da kitap okurlarının önemli bir bölümünü oluşturan genç nüfus, bir zamanlar her gece televizyondaki haber bültenlerinde bir tezgahın üzerine sıra sıra konulmuş kitapların, "ele geçirilen" silahların yanında sergilenmesine; kitabın bir suç unsuru olduğunun bilinçaltına yerleştirilmeye çalışılmasına ancak bir kara ütopya romanında ya da filminde rastlanabileceğini düşünebilir. Fakat 12 Eylül 1980 askeri darbesi bu görüntüleri olağan günlük olaylar arasına sokmuştu. Gece yarısı evleri basılan öğrenciler, sendikacılar, aydınlar, devrimciler, kitle örgütü üye ve yöneticileri gözaltına alınırlarken evlerinde bulunan basılı her türlü malzeme de "delil" olarak toplanıyordu. Gabriel Garcia Marquez'in Kırmızı Pazartesi'si bile ismi yüzünden talihsizlik kurbanı olabiliyordu. Darbe koşullarında milyonlarca insan gözaltına alındı; milyonlarca kitap da o zamanki 1. Şube'nin sonra da (Terörle Mücadele Şubesi'nin) depolarını doldurdu. Otobüslerde, yollarda, kampüslerde, üniversite girişlerinde vs. yapılan aramalar sırasında üzerinde "istenmeyen" kitap çıkanlar ise o kitap yüzünden soruşturmalara uğrayabildi, fişlendi.

Darbenin şefi, elinde kutsal kitapla çıktığı miting kürsülerinde DİSK bildirilerinden paragraflar okuyarak bu sendikayı halkın gözünde karalamaya çalışırken kitap, bildiri ve hatta Cumhuriyet gazetesi'nin işkence görmeye, yıllarca hapis yatmaya, mimlenmeye ve damgalanmaya yeterli olduğu o günlerde on binlerce evde zorunlu olarak "kitaptan arınma" işlemi yapıldı. Kitapların bir kısmı çuvallarla toprağa gömüldü, bir kısmı odun kömürle çalışan termosifonlarda yakıldı, bir kısmı evinin basılması şimdilik uzak bir olasılık görünen "güvenilir" uzak akrabalara emanet edildi. Böylece kitap, gizlenmesi veya kurtulunması gereken bir malzeme olarak yeraltına geçerken insanların kafalarında ve hayatlarında kitaplıklardaki boşluklardan daha büyük boşluklar oluşuyordu. Çünkü rejimin düşman olduğu kitaplar, insanların sefalete, haksızlığa, yoksulluğa, sömürüye ve baskıya boyun eğmemelerini ve bunu nasıl yapacaklarını öğreten kitaplardı asıl olarak. Kitap bilgi, bilgi ise güç demekti. Generaller, insanı, en önemli silahı olan bilgiden yoksun bırakarak o bilgiyi edindiği kitapları öldürücü silahların yanında teşhir ettiler. Askeri dönemin geride kaldığının sanıldığı dönemlerin başbakanı Turgut Özal ise, sadece Red Kit okuduğunu söyleyerek kanayan bir yaranın üzerine dokunmayı marifetten saydı. Çünkü yukarıdakilere ek olarak, yasak yayın listelerinin hazırlandığı, yayınevleri ve gazeteler üzerinde ağır sansür koşullarının işletildiği, kütüphanelerden ve piyasadan "uygunsuz kitapların" toplatıldığı, yazarların ve yazı işleri müdürlerinin yargılandığı bir ülkede Red Kit okuduğunu ilan etmek bir naiflik gösterisinden çok, karşısındakilerle alay etmek anlamına gelmekteydi.

Elbette kitap yasaklarına başka yasaklar da eşlik ediyordu. Örgütlenme yasağı, grev yasağı, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma yasağı, üniversitelerde dört kişi birlikte dolaşma yasağı, kılık kıyafet yasağı, hak talep etme yasağı, aramalara direnme yasağı, düşünceyi ifade etme yasağı, sokağa çıkma yasağı, 12 Eylül Anayasası'na hayır deme yasağı vs. İyi ve güzel olan her şey, bir toplumu ileriye götürecek her şey, postal darbeleri altında ezilmiş, bu ülkenin üstünden tanklar geçmişti.

12 Eylül'den bu yana 26 yıl geçti; o gün Anayasayla ve yasalarla güvence altına alınmış olan darbe kurumlarının bir kısmı etkisini yitirdi ama önemli bir kısmı bugünkü siyasi ve günlük hayatı etkilemeye devam ediyor. Her şeyden önemlisi Kitap ile ilgili, "başa bela getiren şey" imgesi toplumsal bilinçaltına az çok yerleşti.

Kitapla ilişkinin bu kadar çok baskı altına alınması, kitabın siyasi maliyetinin ve bedelinin bu kadar yüksek olması doğal olarak potansiyel okur ile kitap arasındaki ilişkiyi de bozmuştur. Bir de, yayıncılara yönelik iktisadi ve siyasi gözdağları ile de yayıncılık hayatının hizaya getirilmesi amaçlanmıştı o dönemlerde. Örneğin Sol yayınları yöneticisi İlhan Erdost'un 80 yılında gözaltına alınırken öldürülmesi, uzun süre, bu yayınevinin yayınladığı türden eserleri basacak herhangi bir yayınevinin sahiden pek çok şeyi göze alması anlamına geldi. Girişte andığımız yalınkat sonuçlara ulaşabilen istatistik biliminin gösteremediği böyle derin bir yara gizlidir bizim tarihimizde. Bunların sözü edilmedikçe, Türkiye'deki okuma alışkanlıklarıyla ilgili veriler, gelişmiş ülkelerin karşısında duyulan aşağılık komplekslerine vesile olmaktan başka bir şeye yaramayacak büyük olasılıkla.

Türkiye 12 Eylül karanlığından 1987 yılından itibaren çıkmaya başladı. O yıl uzun bir aradan sonra ilk kez Netaş işçileri greve gitti. Bu başlangıçtan sonra 1989 Bahar Eylemleri olarak anılan ve siyasal ve sosyal bakımdan gerçek bir dönüm noktası olan kitlesel emekçi eylemleri gündeme geldi. Kamu emekçileri ve işçiler, hak gasplarına karşı yedi yıldır kıstırılan seslerini artık çıkarmaya başlamışlardı. Onu 1990 yılındaki büyük Zonguldak yürüyüşü izledi. On binlerce maden işçisinin Zonguldak'tan Ankara'ya, Meclis'e doğru yürüyüşleri sonuçta istenilen başarıyla sonuçlanmasa da artık, "hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı" alenen ilan edilmiş oluyordu. Nitekim olmadı da; 12 Eylül darbe dönemi, bastırdığı emekçi kesimlerinin itirazlarıyla süreç içinde eski keskinliklerini yitirecekler ve bu yeni uyanışın etkisi her yerde hissedilmeye başlayacaktı.

Emekçilerin kültürünün şimdiye kadar oluşmuş bütün geliştirici birikimini miras edinen ve bundan sonra üretilecekleri de kapsamaya aday bir yayınevi olarak Ankara İşhanı'ndaki o küçücük odada yayın hayatına başlayan Evrensel Basım Yayının, ülkedeki boğucu ve hantal havayı dağıtan 80 sonrası ilk hareketlerin doğrudan ürünü olduğunu söylemek abartı olmayacaktır. 18 yıl boyunca yayınladığımız kitaplar da bunun kanıtlarıdır. Basılan kitapları denetlemek için çıkarılan çok ağır yasalar hala yürürlükte olmasına karşın Evrensel Basım Yayın sosyalist teori ve politika yayıncılığı ile sosyalist gerçekçi edebiyat ürünlerinin okura kazandırılması ve ulaştırılması konusunda toplatmalara, para cezalarına karşın tereddütsüz bir yayın çizgisi izledi.

Başlangıçta az sayıda ve uzmanlaşmamış bir kadroyla çalışıyorduk. Herkes hem editörlük, hem dağıtımcılık, hem sekreterlik yapabiliyor hem de basın ve halkla ilişkiler işleri ortaklaşa yürütülüyordu. Son on yılda teknolojinin geldiği boyutlara ve bunun ürünü olarak bilgisayarın hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelmesine bakarak bir kitabın yayın sürecinin teknik açıdan aslında o kadar zor olmadığı söylenebilir. Fakat o zamanlar daktilo hala yazarların baş tacıydı ve yazardan gelen daktilo metnini nadir bulunan bilgisayarlarda dizen, şimdi birçok yayınevinde ve basın sektöründe kaybolmakta olan bir meslekten geçimlerini sağlayan dizgi elemanları, yayın dünyasının belkemiğini oluşturuyorlardı. Kitap önce dizilir, sonra iki kişi metnin "karşılaştırmalı okuma"sını yaparak olası dizgi atlamalarını gidermeye çalışırlar daha sonra da "tashih" safhasına geçilerek kitabın imlasına çeki düzen verilir ve ancak ondan sonra metin, kitap olmak için teknik süreçlere geçebilirdi. Doğrusu bu süreç de o kadar kolay ve rahat yaşanmazdı.

Mizanpaj evdeki hesabın çarşıya zor zahmet uyduğu bir deneyimdi çoğunlukla. Eğer bir kitapta görsel malzeme kullanılacaksa, photoshop'un nimetlerinden henüz yaygın olarak yararlanamadığımız o günlerde bir okul cetveliyle milimetrik hassasiyetle eni boyu ölçülen sonra da bilgisayar ekranındaki metinde o ölçüde yeri hazırlanan resimlerin tersinin düz, ölçülerinin taşmış olarak basılması; bilgisayardaki renk ayarlarının matbaa ayarlarına denk düşmemesi yüzünden baskıda gerçek renklerini kaybetmeleri günlük, sıradan olaylardı kuşkusuz. Mizanpajdan sonra, kitabın yarı şeffaf beyaz aydınger kâğıdına basılmış çıkışlarının kontrolleri yapılırken beyaz rengin bir süre sonra gözü yormasından dolayı kaçırılan hatalara bir türlü son verememenin; yayınlanan her yayının matbaadan gelişini "inşallah bu baskıda hata yoktur" temennisiyle dört gözle beklemeye yol açtığı gergin bir süreçtir bu. Aydınger çıkışları montaj masasında birbirlerine eklenir. Sayfaların önü arkası, bir ciltte karşılıklı gelen sayfalar dikkatle ve özenle hazırlanmak zorundadır, en küçük bir insan dikkatsizliğinin yeniden yoğun bir emeğe, bir o kadar paraya mal olması söz konusudur çünkü.

Evrensel basım Yayın, diğer yayınevleri gibi, eski, kurşun harflerle yapılan baskı tekniği ile şimdiki daha gelişmiş baskı tekniği arasındaki geçiş dönemini aynı sıkıntılarla yaşadı. Teknik olanaklar, sonraki yıllarda geliştikçe baskının yayınevinde geçen bazı aşamaları aradan çıktı, bazıları dönüşüm geçirdi, kimi uzmanlık alanları tarihe geçti, bazı daha kolay aşamalar da sürece eklendi.

KİTAPLAR VE DÜNYA

Okur, Evrensel Basım Yayın'ın yayın listesindeki kitapların isimleri ve yayın tarihlerine baktığında dünya ve ülke tarihinin çok önemli belli başlı olgularıyla bu kitapların hem yayın tarihlerinin hem de içeriklerinin denk düştüklerini görecektir. Bu da yayınevimizin "tarafsız" bir yayıncılık çizgisi değil, dünyada ve Türkiye'de olan bitenlere karşı tavrı olan yayıncılık çizgisi izlediğini gösterir. Nitekim ilk kitaplarından birinin sosyalist Arnavutluk'un lideri Enver Hoca'nın "Ortadoğu Üzerine Düşünceler" olması da bir rastlantı değildir. 1989 yılında, Sovyetler Birliği'ndeki sosyalizmin uzun bir gerileme sürecinden sonra artık açık çöküşü gerçekleştiğinde dünyada, ambargo ve kuşatma altında kaldığı halde ABD'ye kafa tutmaya devam eden ve sosyalizmde hala ısrarlı bir tek, küçük Arnavutluk kalmıştı. Arnavutluktaki sosyalizme burun kıvıran, bu ülkeyi cüssesine bakarak küçümseyen, onun ABD, Rusya ve Çin gibi devasa güçlere meydan okuyan tavrını beyhude bir kibir olarak algılayan bir dizi, kendini ve o büyük güçleri beğenmiş yarı-aydının Enver Hoca'nın sözlerine ilgisiz kaldığı bir dönemde yayınevimiz bu kitabı yayınlamanın önemli bir görev olduğunu düşünmüştü. Yine bu kitaptan bir süre sonra yayınlanan İlhan Akdere'nin Marksizm'de Temel Kavramlar kitabı ile de Evrensel Basım Yayın, Marksizm'i okuma ve öğrenme hevesinin 80 darbesiyle kesintiye uğratılmasından sonra yetişen gençlik kuşağına, bazı temel bilgileri ve kavramları sunmak yoluyla, sosyalizm ile kesilen toplumsal bağların yeniden onarılması işlevini üstleneceğini göstermiş oluyordu. Sonraki yıllarda Marx'ın, Engels'in, Lenin ve Stalin'in bazı kitaplarını yayınlamak suretiyle bu iddiasını sürdürdü yayınevimiz. Bu kitapların bazıları daha önce hiç yayınlanmamıştı. Bazılarının ise, güncel gelişmeler doğrultusunda yeni ve özel bir önem kazandıkları için yeniden basılmaları gerekiyordu. Emperyalizmin, küreselleşme sürecinde yeni özellikler kazandığının en yoğun tartışıldığı sıralarda Lenin'in Emperyalizm adlı kitabının yeniden çevrilerek yayınlanması, 2000'li yıllarla birlikte ABD'nin Ortadoğu'da uygulamaya başladığı politikaların sonucu olarak başlayan savaş iklimi nedeniyle, yine Lenin'in "Sosyalizm ve Savaş" adlı kitabının, Kürt sorunu gibi önemli bir sorunla yüz yüze olan ülkemizde milliyetler sorununun Sovyetler Birliği'nde hangi anlayışla çözüldüğünü yeniden tartışmaya açmayı amaçlayan Stalin'in "Marksizm ve Ulusal Sorun" ile "Marksizm ve Dil" adlı kitaplarının yayınlanması hemen verilebilecek örnekler arasında yer alıyor.

90'lı yılların başında Evrensel Basım Yayın'ın bürosu Çemberlitaş-Piyerloti'deki Onur apartmanında bir daireye taşındı. Böylece yayınevimiz daha geniş bir çalışma mekanına ve sayısı artan bir kadroya da sahip olabilmişti. Hemen yan binada yayın hayatına başlayan Gerçek dergisinde çalışan gazetecilerin de sık sık gelip gittiği bir bina olan Onur apartmanındaki Evrensel Basım Yayın'ın bünyesinde artık, 1991'in son ayında Evrensel Kültür dergisi de aylık olarak yayınlanmaya başlamıştı. Dolayısıyla, daimi elamanların, gönüllü yardıma gelenlerin, katkıda bulunanların, işi öğrenmek isteyenlerin, dergicilik yapanların, kitap dosyalarını, yazılarını getirenlerin, ziyaretçilerin, okurların daimi bir yoğunluk oluşturduğu hummalı bir çalışma ortamıydı bu. İşin gece yarısından sonralara bile sarktığı durumlarda, sabahları, bir koltukta kıvrılarak uyuyakalmış genç yayınevi emekçileriyle karşılaşmak alışkın olduğumuz manzaralardandı o zamanlar. Yayınevimizle ilk kez o dönemlerde tanışan ve o günden bu yana vefakâr ve fedakâr emeklerini bizden hiç esirgemeyen, ürettikleri eserlerle yayınevimizi zenginleştiren ama bu arada yayıncılık işinin her aşamasında gönüllü katkılarda bulunan pek çok değerli aydın da, Piyer Loti yokuşunu inmeye başlamışlardı. Her zaman nazik ve kibar Asım Bezirci, Evrensel Kültür'ün daimi 2. sayfa şairi Can Yücel, bitmez tükenmez bir enerjiye sahip Şükran Kurdakul, 12 Eylül döneminde toplam 700 yılı aşkın süreyle cezalandırılan ve böylelikle basın özgürlüğünün simgesi haline gelen Veli Yılmaz, ince ruhlu ve kırılgan Soysal Ekinci, Türkiye demokratik hareketine önemli miraslar bırakan Zihni Anadol kendilerini tanımaktan ve birlikte çalışmaktan mutlu olduğumuz kayıplarımız olacaktı sonradan. Asım Bezirci'yi çok kısa bir süre sonra Sivas Katliamı'nda kaybettik. Ölümünden sonra eşinin bize bağışladığı kitaplardan oluşan Asım Bezirci kitaplığı bugün hala yayınevimizin Tarlabaşı bulvarındaki binasının beşinci katında korunmaktadır. Kendisinden her zaman, her fırsatta bir şeyler öğrendiğimiz Sennur Sezer, öykücülüğümüzün doruk noktalarından Adnan Özyalçıner, çalışkan şair Gülsüm Cengiz, kavganın şairi Kemal Özer, Marx'ın Kapital'ini Türkçeye kazandıran Alaattin Bilgi, daha sonra iki dönem TYS'nin başkanlığını yürütecek olan, şair, mimar ve yazar Cengiz Bektaş, Eray Canberk, Güngör Gencay, Yılmaz Onay, Gülsen Tuncer, Engin Ayça, Arif Damar, Sunay Akın, Akgün Akova, Adnan Satıcı, Tülin Tankut, Aydın Hatipoğlu, Halit Çelenk ve nice dostlarımız yolumuzun o dönem kesiştiği ve birlikte yürümeye devam ettiğimiz aydınlar arasında yer alıyordu.

90'lı yılların ilk yarısında aslında başka bir karanlık tablonun içinde yaşıyorduk. 1992-1995 yılları arasında Kürt ulusal hareketinin ivmesinin ve etkisinin artması, bu hareketi dizginlemek ve onunla baş etmek isteyen bir takım güçleri, gözdağı vermek için suikastlere yöneltti. Bu dönemde Güneydoğu'da gazetecilik yapan birçok gazeteci öldürüldü. O sıralarda bombalanan Özgür Gündem gazetesi yayınevimizin bulunduğu Onur apartmanının bulunduğu yokuşun altında bulunuyordu. Giderek artan gözaltında kayıplar, birilerinin arkadaşı, birinin komşusu, birinin tanıdığıydı. Aslında onların nezdinde birer birer yok edilen hepimizdik. Musa Anter ve Uğur Mumcu'nun faili meçhul bir cinayete kurban gitmesini Metin Göktepe'nin gözaltında öldürülmesi izledi. Uğur Mumcu'nun cenaze töreninde doruğa çıkan öfke Evrensel gazetesi muhabiri Metin Göktepe'nin öldürülmesiyle iyice taştı. Göktepe aynı zamanda arkadaşımızdı. Her kesimin ve herkesin dirsek temasında bulunması, bir biçimde yollarının kesişmesi ne kadar doğalsa kuşkusuz başa gelen bir belanın da içinde yaşanan coğrafi alanı daha da küçülterek herkesi bir şekilde etkilemesi ve canını acıtması o kadar olağandı. O yüzden Metin Göktepe'nin ölümü, Türkiye'deki demokrasi güçlerini bir anda harekete geçirdi, çünkü bu cinayet demokrasi mücadelesini geriletmeyi amaçlıyordu. Metin Göktepe'nin gazeteciliğini anlatan "Gazeteci" isimli kitap o dönem yayınlandı ve bu kitabımız, her biri bir mitinge dönen Metin Göktepe davalarında, demokrasi gösterilerinde birer döviz gibi taşındı. Göktepe, basın ve haber alma özgürlüğü, ifade özgürlüğü gibi ülkenin acil sorunlarının çözümü talebini yükseltenlerin cephesinde bir simge haline gelmişti.

Evrensel Basım Yayın da demokrasi güçlerinin önemli bir parçası ve desteğiydi. Kürt sorununda, Kürtlerin kültürel haklarını ve dillerini özgürce kullanıp geliştirmelerini, köy boşaltmalarına son verilmesini, gözaltında kayıpların, işkencelerin durdurulmasını, Özel timin dağıtılmasını, faili meçhul cinayetlerin faillerinin bulunmasını, Kürtlerin Anadilde eğitim hakkını savunanların yanında yer aldı. Yayın programını da buna göre belirledi doğal olarak. Kürt, ulus ve mücadele sözcüklerinin bir araya gelmesinin yasaklandığı o dönemde Kürt Ulusal Mücadelesi ve Sosyalizm ile Emperyalizm, Milliyetçilik, Kürt Sorunu (Cihan Soylu) başlıklı iki kitabı yayınladı. Kürt kültürüyle ilgili yayıncılığını sonraki yıllarda da sürdürdü yayınevimiz. Bilim Dilinde Kürtler (Edip Polat), Dar Üçgende Üç İsyan (Faik Bulut), Orta Anadolu Kürtleri (R. Alakom), Göl ve Irmak Efsaneleri (Müslüm Yücel), Kürt Halk Türkülerinden Seçmeler (Salih Kevirbiri), Cegerwin'in Yaşamı ve Şiir Anlayışı (O. Celil) bunlardan bazılarıdır.

Yalnızca Kürt sorunu değil, 90'lı yıllar işçi hareketlerinin kamu emekçilerinin sendikalaşma talebinin gündeme geldiği, Avrupa'da da birçok ülkede, Fukuyama'nın o zamanlar çok konuşulan "Elveda Proletarya" kitabına inat işçilerin birbiri ardı sıra eylemler yaptığı zamanlardı. Yayınevimiz, 89'da Doğu Avrupa duvarının yıkılmasından sonra işçi sınıfının geleceği için karanlık tablolar çizen, kapitalizmin zaferini kutsayan piyasadaki yayınların moral bozucu etkilerine karşın, dünyanın geleceğinin hala işçi sınıfının eylemine bağlı olduğuna inanarak sürdürdü yayın faaliyetini. Sendikalaşma sorunlarına ilişkin güncel kuramsal kitaplar, işçi hareketinin tarihsel eylemiyle ilgili anlatılar, romanlar, işçi liderlerinin biyografilerini yayınladı. Zaten bu türden yayınlarımız 18 yıllık yayıncılığımızın tümüne yayılmıştır.

Yayıncılık anlayışımızda, tarih boyunca insanın ileri yürüyüşünü belgeleyen, geçmişte kazanılmış zaferleri anlatan, bu yüzden de bugünkü demokrasi mücadelesine yazılı olarak deneyim aktaran eserlerin özel bir önemi vardır. Bunlar ister kuramsal kitaplar olsun, ister edebiyat metinleri, isterse belgeseller olsun, onları ortaya çıkarmak, kimi zaman tarihsel bir kazı yapmayı da gerektirir. Çünkü çoğu kere, daha önceden yazılmış bu kitaplara ulaşmak artık çok zordur. Ya da bu eserler çoğu kere de kütüphanelerin ve depoların tozlu raflarında unutulmaya terk edilmişlerdir. Onları özel bir zahmetle "farelerin kemirici eleştirisi"nden, gözden düşürme işlemlerinden kurtarıp gün yüzüne çıkarmak gerekir. Bazı geçmiş olaylar ise sadece eski gazete nüshalarında unutulup gitmiş küçük haberler olarak kalmışlardır. Bunların bir tarihsel bilgi haline gelebilmesi için okura ulaşması gerekir doğal olarak. Evrensel Basım Yayın işçi eylemlerinin, faşizme karşı direnişlerin, yakın tarihimizdeki gençlik mücadelelerinin yeni kuşak okurlara kazandırılmasını da üstlendi bu sebeple. Bizim 68 (Aydın Çubukçu), Kömür Tutuşunca (Erol Çatma), Anna Seghers'in romanları, Konstantin Fedin'in nehir romanı, Galina Serebryakova'nın beş ciltlik romanı Ateşi Çalmak, Emanuel Kazakeviç'in anlatı-romanları, Madencinin Sınav Günleri (John Lewis) kurtlar Arasında Çıplak (Bruno Apitz), Azap Yolları (A. Tolstoy), Direnen Haliç (Nejat Elibol), Yenilgiden Sonra (T. Dragoyçeva), Faşizmin yargılanması (Dimitrov) vb... Liste uzatılabilir ama okur, albümümüzün diğer sayfalarında bu kitaplarla ilgili ayrıntılı bilgileri zaten bulacaklarından diğerlerini ayrıca burada anmamıza gerek yok.

İnsanlık tarihinin ileri doğru yürüyüşünün kimi önemli anlarını, dönüm noktalarını veya genel olarak bütününü aktarmaya çalışan yayın anlayışının, bu yürüyüş içinde yer almış, onu etkilemiş ve ona fikri olarak katkıda bulunmuş aydınlara özel bir önem vermesi de gerekir beklendiği gibi. Evrensel Basım Yayın, Mayakovski'nin deyimiyle "insan ruhunun mühendisleri"ni onlar için düzenlediği bir dizi "emeğe saygı etkinlikleri" ile onurlandırmayı tercih ettiği gibi, yaşam öykülerini ve yapıtlarını tanıtan kitap-albümler de hazırladı. Öykücülüğümüzün 45 Yıllık Çınarı Adnan Özyalçıner, Sosyalizmin Uzun yürüyüşçüsü Zihni Anadol, Anadolu Aydınlanmacısı Fakir Baykurt, Kapitalin Aydınlığında Alaattin Bilgi, Cezaevinden Babı Ali'ye Babıâli'den TİP'e Şükran Kurdakul, Geleceğe Adanmış bir Ömür Halit Çelenk başlığını taşıyan kitaplarımız bu seride yer aldı.

Emek eksenli bir yayıncılık anlayışına sahip Evrensel Basım Yayın'ın pek çok siyasi ve teknik sorunla boğuşması gerekiyordu. Arkasında yüklü bir sermayenin olmadığı diğer yayınevleri gibi bizim yayınevimiz de dağıtım problemleri, kâğıt fiyatlarındaki artışlar, dağıtımdan zamanında geri dönmeyen paraların ortaya çıkardığı ödeme sorunları, siyasi baskılar, piyasadaki beklenmedik zorluklar gibi pek çok badireyle karşılaştı. Elbette bütün bu sorunları aşmak için gereken gücü ve dinamizmi gönüllü olarak veren, destekleyen Evrensel Basım Yayın kitaplarının sadık okuyucularının güveni idi. Yayınevimiz bu okur kitlesinin sıcak ilgisine dayandı daha çok. Zaten Evrensel basım yayın emekçilerin, öğrencilerin, gençlerin her türden etkinliğinin (festivaller, kongreler, geceler, şenlikler, mitingler, toplantılar vs.) ayrılmaz bir parçası, önemli bir demirbaşı olarak görülüyor genel olarak. Yıllar boyunca Diyarbakır'dan ambargo kenti Tunceli'ye, İstanbul'un gece kondu semtlerine; İzmir'den Karadeniz'e kadar her yerde yayınevimizin kitaplarından oluşan stantlar kitap okuruyla canlı ve sıcak ilişkilerin kurulmasını sağladı ve sağlamaya devam ediyor. Kitaplarımız, okurlarının hem coşkularına hem de yaşadıkları sıkıntılara tanık olmak üzere, açtığımız stantlarla kent kent dolaşıyor böylelikle.

YAYINCILIKTA YOL AYRIMI

Bundan on, on beş yıl öncesine kadar yayın dünyası aslında, birbirlerinden, sahip oldukları maddi güç bakımından çok farklılaşmamış kurumlardan oluşuyordu. Basılan kitapların piyasada okurla buluşması hemen her yayınevi için benzer koşullarda; kimse, yayınlanan kitabın özellikleri dışında bir avantaja sahip olmaksızın gerçekleşebiliyordu. Ama daha sonra bu durum değişti.

Bir süredir yayın dünyasında ciddi bir ayrışma ve yarılma yaşanıyor. Mali sermayenin, bir kültür endüstrisi yaratmak üzere yayın sektörüne de el atması; büyük sermayeye dayanmayan, kendi yağıyla kavrulan ve bir sonraki kitabı bir öncekinin getirdiği parayla çıkarmaya çalışan yayınevlerini zor duruma soktu. Çünkü artık kitabın ne baskısı ne de satışı eşit koşullarda yapılamıyor. İlk üçünü Yapı Kredi bankası, Doğan yayıncılık, İş Bankasının yayınevlerinin oluşturduğu Holding yayınevleri, sübvansiyon sorunları olmadığı için telif ödemesinden, kitabın piyasadaki satışını artıracak tanıtım harcamalarına kadar pek çok konuda avantaj sahibidirler. Holding yayınevleri, tıpkı bu holdinglerin üretimin ve ticaretini yaptıkları diğer kullanım malzemeleri gibi reklamla tanıttıkları için, etiketlerini taşıyan kitaplar popüler bir üne de kavuşuyor. Kuşkusuz yazarını da ünlendiriyor. Bu durum pek çok yazara da çekici geliyor. Kitaplarını ortalama bir yayınevinde bastırmaktansa holding yayınevlerinde bastırmayı; billboardlarda kitaplarının görünmesi, çok satması, holdinglerin gazetelerinde tanıtım yapılması, reklamlara konu olması gibi beklentilerle istiyorlar. Yapı Kredi Yayınevi Türk edebiyatının en büyük isimlerini, Nazım Hikmet dâhil, kendi yayın skalasına dâhil ederek bu beklentileri kışkırttı ve kendi prestijini artırdı.

Yayın camiasına tanıtım adı altında "reklam" ile yaygınlaşan yozlaşma, zaten yayın dünyasında bir yeri olan yazarlara kısa vadede bazı ayrıcalıklar kazandırıyor gibi görünse de uzun vadedeki sonucunun da bu olacağını söylemek için hiçbir nedenimiz yok. Yapı Kredi'nin yayın politikası usta edebiyatçılarımızın kitaplarının yanı sıra basılan, hemen onların yanında sergilenen diğer popüler "çağdaş" kitaplardan okunuyor asıl ve yeni yazarlar kuşağının, reklamı yapılan, kendilerini ünlendiren kitaplar yazabilmeleri için ne yapmaları gerektiği esas olarak o kitaplardan anlaşılıyor. Mistik, felsefi olarak idealist, yüzeysel, nihilist bir düşünce dünyasına bir davet bu. İcabet eden, bir şekle girmek zorunda!

Evrensel Basım Yayın, holding yayıncılığının bir biçimde kışkırttığı bu idealist ve nihilist, insanın değiştirici gücünü küçümseyen mistisizminin karşısında bambaşka bir kulvarda sürdürüyor yayıncılığını. Sermaye sisteminin işlerini kolaylaştıran, insanların onun çıkarlarını içselleştirmesini sağlamayı amaçlayan dünya görüşüne karşı mücadele edilmesi gerektiğini düşünüyor ve alternatif bir yayın çizgisi sürdürüyor.

Bugün coğrafi olarak da karşı karşıya duran Yapı Kredi Kültür Merkezi ve Kitabevi (İstiklal Caddesi) ile Evrensel Basım Yayın (Tarlabaşı) emek ve sermayenin konumlanışındaki karşıtlıkta emeği tercih etmesiyle ayrışıyor. Evrensel basım yayın hiç kuşkusuz bu konuda yalnız değil. Pek çok yayınevi, sermaye yayıncılığının ayrıcalıklı rekabetinden muzdarip durumda ve dünya görüşü olarak da bu tip yayıncılıktan ayrışıyor.

Yayınevimiz, mali sermaye yayıncılığı ve basınının düşünce dünyamıza empoze ettiği fikirlerin karşısına okurlara, içinde yaşadığımız savaşlarla, katliamlarla, kıyımlarla dolu dünyanın bir alternatifi olduğunu, kapitalizmin ezeli ve ebedi bir düzen olmadığını, insanın yaratıcı ve yapıcı bir geçmiş kültüre sahip olduğunu ve bu kültürün taşıyıcılarının ve üreticilerinin iyimser bir geleceği olduğunu savunan yayınlar sunarak çıkıyor. Sanat Edebiyat Kuramı başlıklı dizimizde yayınlanan kitaplarımız; Bilim ve Felsefe dizimiz; Asım Bezirci, Şükran Kurdakul dizilerimiz; A. Kadir'den Pablo Neruda'ya, Sennur Sezer'den Bertolt Brecht'e, Tevfik Taş'tan Kemal Özer'e, Gülsüm Cengiz'den Enver Gökçe'ye kadar çok sayıda şairi içeren şiir setimiz; Adnan Özyalçıner, Gorki, Zweig vb. içeren öykü setimiz; deneme yayınlarımız; bunların hepsi aynı dünya görüşünün kuram, edebiyat, şiir alanındaki yansımalarından oluşuyor.

Elbette sadece içerik kaygımız yok, kitaplarımızın en uygun ve en güzel bir biçimle okura sunulmasına başından beri özel bir önem verdik. Bu konuda uzun bir süredir bizimle çalışan, afişleri ve grafikleri birçok kez ödül almış, yetenekli arkadaşımız Savaş Çekiç'in kitaplarımızın ve Evrensel Kültür'ün kapaklarında harcadığı emek, Evrensel Basım Yayın'ın en önemli avantajlarından biridir. Savaş Çekiç, her kitabın içeriğine ve ruhuna uygun biçimi yaratabilmek için yorucu bir mesai harcar. Ortaya çıkan sonuç her zaman başarılıdır.

18 yıllık tarihi özetlemeyi bitirirken; Cağaloğlu'ndaki Ankara İşhanı'nda başlayan ama bir süre önce Tarlabaşı'nda 6 katlı kendi binasına sahip olan Evrensel Basım Yayın'da çok sayıda arkadaşımız çalıştı. Dizgicisinden düzeltmenine, aşçısından dağıtımcısına, şoföründen sekreterine kadar.... Evrensel Basım Yayın'ın başarısında asıl, bu emekçilerin görünmez emeğinin payı vardır. Sacayağının yazarlardan, okurlardan oluşan iki taşıyıcı sütununun arasına bir üçüncü sütun olarak her zaman onlar dahil oldular.

Emeğin dününün, bugününün ve yarınının kültürünü savunan Evrensel Basım Yayın daima emekçilerin desteğiyle yürüdü, onlara eşlik etti... etmeye devam ediyor.

BASINDA EVRENSEL BASIM YAYIN Basında Evrensel Basım Yayın Bültenini indirmek için tıklayınız.

  ya da HAVALE ile alışveriş yapabilirsiniz.



© 2017 Evrensel Basım Yayın Tüm hakları saklıdır.
Kamerhatun Mahallesi, Alhatun Sokak, No:25 Tarlabaşı Beyoğlu / İstanbul
Tel: (212) 255 25 46   Faks: (212) 255 25 87   E-posta:info@evrenselbasim.com
Telif Hakları, Gizlilik İlkesi, Satış Sözleşmesi, Üyelik Sözleşmesi, İletişim
Evrensel Basım Yayın e-kitapları için idefix.com e-kitap sayfasını ziyaret ediniz!
Altyapı hizmetleri idefix lojistik ve dağıtım hizmetleri prefix tarafından karşılanmaktadır.


Lütfen kendinizi tanıtın.
E-Posta
Şifre
 
Şifre hatırlatma 

» yeni üyelik
« kapat